USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

SEMT PAZARI: TEZGÂHIN ARKASINDAKİ TÜRKİYE VE GAZİANTEP’İN PAZAR GERÇEĞİ

SEMT PAZARI: TEZGÂHIN ARKASINDAKİ TÜRKİYE VE GAZİANTEP’İN PAZAR GERÇEĞİ
13-09-2026

Bir semt pazarına hiç dikkatlice baktınız mı?
Sadece domates, biber, patates, elma, peynir, zeytin veya bir parça kumaş görüyorsanız aslında çok şey kaçırıyorsunuz.
Çünkü semt pazarı, yalnızca alışveriş yapılan bir yer değildir.
Pazar; üreticinin, esnafın, aracının, tüketicinin, belediyenin, zabıtanın ve hatta şehrin kültürünün aynı yerde buluştuğu canlı bir ekonomik organizmadır.
Bir başka ifadeyle pazar, Türkiye ekonomisinin küçük ama son derece gerçek bir fotoğrafıdır.
Üstelik bu fotoğrafın içinde emek vardır, alın teri vardır, pazarlık vardır, ticaret vardır, geçim vardır.
Ama aynı zamanda eksiklerimiz, alışkanlıklarımız ve değiştirmemiz gereken çok şey de vardır.

Ben de bu hafta biraz semt pazarlarının tarihine, pazarcılığın ekonomisine ve özellikle Gaziantep’teki pazar kültürüne bakmak istedim.
Ve açık söyleyeyim:
Gaziantep’in pazarı var ama Gaziantep’in pazar kültürü çok daha iyi olabilir.

PAZARIN TARİHİ İNSANLIK KADAR ESKİ
İnsan yerleşik hayata geçti, tarım başladı, üretim arttı ve doğal olarak takas ihtiyacı doğdu.
Bugünkü anlamıyla modern pazarların temelleri de böyle atıldı.
Anadolu bu konuda dünyanın en eski ticaret coğrafyalarından biridir.
Hititlerden Friglere, Lidyalılardan Roma ve Bizans dönemlerine kadar Anadolu’da üretim, takas ve ticaret hayatın önemli parçalarından biriydi.

Lidyalıların parayı kullanıma sokması ise ticaretin gelişmesinde büyük bir dönüm noktası oldu.
Ancak burada bir ayrıntının altını çizmek gerekir.
Pazar, paradan önce vardı; para, pazarı değiştirdi.
Osmanlı dönemine gelindiğinde ise pazar, çarşı ve bedestenler şehir hayatının vazgeçilmez unsurları haline geldi.
Salı Pazarı, Çarşamba Pazarı, Perşembe Pazarı gibi isimler de bu geleneğin günümüze kadar gelen izleridir.
Pazar sadece mal alınan satılan bir yer değildi.

İnsanlar burada karşılaşır, haberleşir, sohbet eder, dayanışır, birbirinden haberdar olurdu.
Yani pazar aynı zamanda sosyal hayatın merkezlerinden biriydi.

CUMHURİYET’LE BİRLİKTE PAZARLAR DEĞİŞTİ
Cumhuriyet döneminde şehirlerin büyümesi ve belediyecilik anlayışının gelişmesiyle birlikte pazar yerleri de daha düzenli hale getirilmeye başlandı.
Özellikle 1950’lerden sonra hızlanan şehirleşme, mahalle ve semt pazarlarının yaygınlaşmasını beraberinde getirdi.
Bugün ise pazar yerleri yalnızca geleneksel bir alışveriş alanı değil, belirli kuralları olan ekonomik alanlar.

Pazar yerlerinin kuruluşu ve işleyişi mevzuatla düzenleniyor. Günümüzde pazar yerlerinin kurulması belediyelerin veya belediyelerin yüzde 50’den fazla hissesine sahip iştiraklerinin görev alanında. Yer seçilirken nüfus, tüketici yoğunluğu, ulaşım, çevredeki pazarların durumu, altyapı ve trafik gibi unsurlar değerlendiriliyor. 
Yani “boş bir alan bulduk, buraya pazar kuralım” dönemi çoktan geride kaldı.

PEKİ PAZARCI NE KADAR KAZANIYOR?
İşte herkesin merak ettiği soru bu.
Cevabı ise tek kelimeyle vermek mümkün değil:
Değişiyor.
Çünkü pazarcının kazancı;
* sattığı ürüne,
* pazarın bulunduğu semte,
* müşteri profiline,
* ürünün alış fiyatına,
* fire oranına,
* tezgâhın büyüklüğüne,
* nakliye giderine,
* işçilik maliyetine,
* kira veya tahsis bedeline,
* mevsime
* ve en önemlisi satış kabiliyetine bağlı.

Sebze ve meyvede çoğu zaman yüksek miktarda satış önem kazanıyor.

Giyim, bijuteri, ayakkabı, züccaciye gibi ürünlerde ise ürün bazında daha yüksek kâr marjları mümkün olabiliyor.
Ama burada çok önemli bir ayrım var:
Ciro başka şeydir, kâr başka şey.
Pazarcının cebine giren para ile gün sonunda cebinde kalan para aynı değildir.
Malın alış fiyatı, fire, nakliye, işçilik, tezgâh, poşet, ambalaj, vergi ve diğer giderler düşülmeden “pazarcı şu kadar kazanıyor” demek doğru değildir.

4,5 METRELİK BİR TEZGAHIN HESABI
Örneğin tamamen varsayımsal bir hesap yapalım.
Bir pazarcı 400 kilogram ürünü kilogramı 30 liradan alsın.
Ürün maliyeti:
400 x 30 = 12.000 TL
Ürünün yüzde 10’unun fire verdiğini varsayalım.
Geriye:
360 kilogram
kalır.
Bu ürün kilogramı 50 liradan satılırsa:
360 x 50 = 18.000 TL ciro
elde edilir.
Buna günlük yaklaşık 1.000 TL tezgâh/pazar gideri ve 600 TL ulaşım-kişisel gider eklediğimizde:
18.000 - 12.000 - 1.600 = 4.400 TL
kalır.
Ama dikkat!
Bu, her pazarcının her gün 4.400 TL kazandığı anlamına gelmez.
Bu sadece belirli varsayımlar üzerinden yapılmış örnek bir hesaplamadır.
Çünkü pazarcılıkta bir gün diğer günü tutmaz.
Yağmur yağar, müşteri azalır.
Aşırı sıcak olur, ürün fire verir.
Hal fiyatı değişir.
Rakip fiyat kırar.
Ürün elde kalır.
Bazen de tam tersi olur:
Ürün bol değildir, talep yüksektir ve tezgâhın önünde kuyruk oluşur.
Pazarcılığın matematiği biraz da budur.

PAZARCILIK SADECE TEZGAH AÇMAK DEĞİLDİR
Pazarcılık dışarıdan bakıldığında kolay bir iş gibi görünebilir.
Ama değildir.
Sabahın erken saatlerinde başlar.
Malın tedarik edilmesi gerekir.
Taşınması gerekir.
Tezgâh kurulmalıdır.
Ürünler seçilmelidir.
Çürükler ayıklanmalıdır.
Görsel bir düzen oluşturulmalıdır.
Fiyatlar yazılmalıdır.
Müşteri karşılanmalıdır.
Pazarlık yapılmalıdır.
Günün sonunda tezgâh toplanmalı, alan temizlenmelidir.
Ve ertesi gün her şey yeniden başlayacaktır.
Üstelik pazarcının çalışma şartları masa başında değildir.
Sıcakta da çalışır, soğukta da.
Yağmurda da çalışır, rüzgârda da.
Bu nedenle pazarcılık küçümsenecek değil, tam tersine ciddi emek isteyen bir esnaflık mesleğidir.

PAZARCI NASIL OLUNUR?

Bugün pazarcılık yapmak isteyen bir kişinin öncelikle ilgili mevzuatı ve bağlı bulunduğu belediyenin şartlarını öğrenmesi gerekir.
Pazar yeri tahsisleri belediyelerin uygulamalarına ve ilgili mevzuata göre yürütülür.
Esnaf ve sanatkârlar meslek kuruluşu kaydı, vergi mükellefiyeti, gerekli belgeler, ürün grubuna ilişkin şartlar ve belediyenin istediği diğer belgeler başvuru sürecinde önem taşır.
Pazar yerlerindeki satış yerleri genel olarak tahsis yoluyla işletilir; tahsis işlemlerinde belediye encümeni ve belediye meclisinin belirlediği tarifeler devreye girer. Bazı durumlarda kiralama yöntemleri de uygulanabilir. 
Dolayısıyla “param var, yarın gidip tezgâh açarım” mantığı artık geçerli değildir.
Önce mevzuat.
Sonra belediye.
Sonra tahsis.
Sonra kayıtlar.
Sonra tezgâh.

VERGİ MESELESİ DE ESKİSİ GİBİ DEĞİL
Burada özellikle eski yazılardan kalan rakamlara dikkat etmek gerekiyor.
Örneğin internette hâlâ 2024 yılına ait 690 bin TL gibi rakamlarla pazarcılığın vergilendirilmesi anlatılabiliyor.
Oysa vergi hadleri yıllara göre değişiyor.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2026 yılı için yayımladığı hadler de güncel olarak farklılaştırılmış durumda. Dolayısıyla pazarcılıkta “şu rakama kadar basit usul, üstü gerçek usul” gibi eski rakamları bugünün şartlarında doğrudan kullanmak doğru değil. 
Kısacası:
Pazarcılıkta da vergi işi ciddi iştir.
“Pazarda tezgâh açtım, ne kazanırsam benimdir” dönemi yok.

KADINLAR İÇİN DE ÖNEMLİ BİR ALAN
Pazar ekonomisinin önemli taraflarından biri de kadın emeğidir.

Özellikle Anadolu’da kendi tarlasında, bahçesinde veya üretim alanında yetiştirdiği ürünü pazara getiren kadınlar, üretici pazarlarının önemli aktörleridir.
Büyük şehirlerde ise kadınların özellikle tekstil, giyim, ev yapımı ürünler ve farklı el emeği ürünlerde önemli bir yeri vardır.
Bu nedenle pazar ekonomisi yalnızca bir erkek esnaf alanı olarak görülmemelidir.
Pazar, kadın girişimciliği açısından da önemli bir ekonomik kapıdır.

ASIL MESELE: PAZARCI NE SATIYOR DEĞİL, NASIL SATIYOR?
Bence işin en önemli noktası burası.
Bir pazar tezgâhına bakarsınız;
domates kasadan çıkarılmış, tezgâha dökülmüş.
Biber birbirine karışmış.
Patlıcan üst üste.
Fiyat etiketi zoraki bir şekilde bir kenara iliştirilmiş.
Müşteriye bakan esnafın yüzünde ise:
“Alırsan al, almazsan alma.”
ifadesi.
Sonra başka bir şehre gidersiniz.
Aynı domates adeta kuyumcu vitrinindeki ürün gibi dizilmiş.
Sebzeler tek tek seçilmiş.
Renk uyumu sağlanmış.
Fiyatlar düzgün yazılmış.
Ürünün hikâyesi anlatılıyor.
Satıcı müşteriyi selamlıyor.
Gülümsüyor.
Ürün hakkında bilgi veriyor.
Hatta tezgâhın üzerinde müşterinin yüzünü güldürecek küçük, nüktedan cümleler var.
İşte burada pazarcılık ile esnaflık arasındaki farkı görüyorsunuz.

GAZİANTEP’TE SORUN TAM DA BURADA BAŞLIYOR

Gaziantep’i yıllardır bilen, Şahinbey ve Şehitkamil’de farklı pazarları gezen biri olarak söylüyorum:
Gaziantep’in pazarcısında ticaret zekâsı var.
Bunda hiç şüphe yok.
Ama bu ticaret zekâsını modern pazarcılık anlayışıyla birleştirmekte hâlâ ciddi eksiklerimiz var.
Batıya gittiğinizde bazı semt pazarlarında tezgâh düzenine, ürün sunumuna, fiyatlandırmaya ve müşteri ilişkisine baktığınızda gerçekten fark görüyorsunuz.
Bizde ise hâlâ “malı getir, tezgâha dök, etiketi koy, müşteri alırsa satarız” anlayışı oldukça yaygın.
Elbette bütün esnafı aynı kefeye koymuyorum.
Gaziantep’te işini dört dörtlük yapan, müşterisine saygılı, ürününü özenle seçen, tezgâhını tertemiz tutan çok değerli pazarcılarımız da var.
Onların hakkını teslim etmek gerekir.
Ama genel tabloyu konuşacaksak, daha iyisini yapabileceğimizi de kabul etmeliyiz.

GAZİANTEP’TE AYNI ÜRÜN NEDEN FARKLI PAZARDA FARKLI FİYATA SATILIYOR?
Bu soruyu yıllardır merak ederim.
Şehitkamil’de Merveşehir Pazarı ile Güvenevler Pazarı’nın fiyatları her zaman birbirini tutmaz.
Hacı Baba ile başka bir semtin pazarı arasında fark olabilir.
Onat Kutlar ile İbrahimli gibi farklı gelir gruplarının bulunduğu bölgelerde ise aynı üründe ciddi fiyat farkları görmek mümkündür.

Bir dönem Şehitkamil’deki eski pazarcılar odası başkanlarından Beşir Aydın’a da bu konuyu sormuştum.
Bana özetle şu cevabı vermişti:
“Abdurrahman abi, o semtler bu semtler mukayese edilmez.”
Mantığı da şuydu:
Müşteri profili değişiyor.
Alım gücü değişiyor.
Beklenti değişiyor.
Ürün kalitesi değişiyor.
Ve buna bağlı olarak pazarcının getirdiği malın sınıfı da değişiyor.
Bu yaklaşımın ticari bir gerçekliği var.
Çünkü pazarcılıkta müşteri profili önemlidir.
Ancak burada başka bir soru ortaya çıkıyor:
Aynı ürün, aynı kalite ve aynı maliyetle satılıyorsa fiyat farkının sınırı ne olmalı?
İşte burada tüketicinin korunması ve etkin denetim önem kazanıyor.

“15 LİRALIK DOMATESİ 30 LİRAYA SATARSAN DAHA İYİ Mİ?”
Bazen tüketicinin psikolojisi de ticareti belirliyor.
Bazı yüksek gelir gruplarının bulunduğu semtlerde müşteri, aşırı ucuz fiyatı bile şüpheli bulabiliyor.
“Bu domates neden bu kadar ucuz?”
diye düşünüyor.
Aynı ürüne 30 lira yazıldığında ise:
“Demek ki kaliteli.”
algısına kapılabiliyor.
Bu da bize yalnızca fiyatın değil, algının da pazarlamanın bir parçası olduğunu gösteriyor.
Fakat burada pazarcının görevi tüketicinin bu psikolojisini istismar etmek değil, güven ilişkisi kurmaktır.
Çünkü iyi esnafın en büyük sermayesi kasasındaki para değil:
müşterisinin güvenidir.

GAZİANTEP SEBZE HALİ DE AYRI BİR DÜNYA
Gaziantep Sebze ve Meyve Hali’ne girdiğinizde bambaşka bir ticaret düzeni görüyorsunuz.
Patatesçi ayrı.
Soğancı ayrı.
Karpuzcu-kavuncu ayrı.
Sebzeci ayrı.
Meyveci ayrı.
Tropikal ürünler ayrı.
Yeşillik ayrı.
Yüzlerce ticari hareketliliğin olduğu büyük bir organizasyon.
Buradaki sınıflandırma daha çok ürün gruplarına göre yapılıyor.
Ama pazara geldiğinizde işin başka bir sınıflandırması başlıyor:
Müşteri sınıfı.
Ve aslında tartışmanın en ilginç tarafı da burada.
ZABITA NE YAPMALI?

Şimdi gelelim en hassas noktaya.
Gaziantep’te pazar yerlerinde zabıta noktaları bulunuyor.
Pazar kurulduğunda zabıta ekipleri görev yapıyor.
Ama zabıtanın görevi “bu ürünü şu fiyata satacaksın” demek değildir.
Serbest piyasa ekonomisinde fiyat oluşumunun ayrı kuralları vardır.
Ancak bu, denetimin olmayacağı anlamına da gelmez.
Tam tersine!
Etkin denetim gerekir.
Fiyat etiketi düzgün mü?
Ürünün ölçüsü doğru mu?
Tartı doğru mu?
Pazar alanı temiz mi?
Geçiş yolları kapatılmış mı?
Ürün mevzuata uygun mu?
Tüketici yanıltılıyor mu?
Tahsis edilen alanın dışına çıkılıyor mu?
Hijyen kurallarına uyuluyor mu?
Pazar yerinin düzeni korunuyor mu?
Bunlar denetimin konusudur.
Bugün mevzuat da pazar yerlerinde zabıta bürosu, elektronik tartılar, aydınlatma, kamera, temizlik ve tuvalet gibi altyapı unsurlarını öngörüyor. 
Yani mesele yalnızca “tezgâhın sınırını aşma” meselesi değildir.
Mesele pazarın tamamını kaliteli hale getirmektir.

PAZARCIYA CEZA KADAR EĞİTİM DE LAZIM

Ben olsam Gaziantep’te yeni bir uygulama başlatırdım.
Pazarcıya sadece:
“Şurayı aşma.”
“Buraya park etme.”
“Şu kadar kira öde.”
demekle yetinmezdim.
Pazarcıya eğitim verirdim.
Tezgâh nasıl hazırlanır?
Ürün nasıl sergilenir?
Müşteri nasıl karşılanır?
Müşteriye nasıl hitap edilir?
Ürün nasıl tanıtılır?
Hijyen nasıl sağlanır?
Etiket nasıl hazırlanır?
Tartı nasıl kullanılır?
Fire nasıl azaltılır?
Müşteri şikâyeti nasıl yönetilir?
Ürün nasıl sınıflandırılır?
Satış nasıl artırılır?
Bunların hepsi eğitim konusu olabilir.
Çünkü iyi pazarcı sadece iyi satıcı değildir; aynı zamanda iyi bir esnaftır.

GAZİANTEP’İN PAZARLARI ASLINDA BÜYÜK BİR EKONOMİK SAHNE

Bugün Şahinbey Belediyesi’nin güncel pazar listesinde Yeşilvadi, Güneş, Kılınçoğlu, Karataş, Perilikaya, Narlitepe, Mavikent, 23 Nisan, Deniz, İstiklal, Güneykent ve Akkent gibi farklı semt pazarları bulunuyor. 
Şehitkamil’de de farklı günlerde Umut, Değirmiçem, Özgürlük, Basra, İncilikaya, Güvenevler, Merveşehir, Seyrantepe, Emek, Gazikent, Beykent, Çağlayan, Hacıbaba ve diğer pazar alanları vatandaşlara hizmet veriyor.
Üstelik pazar altyapısı da değişiyor.
Örneğin Şehitkamil’de Hacıbaba Pazar Yeri 2026 yılında hizmete açıldı ve cumartesi günleri giyim, pazar günleri sebze-meyve pazarı olarak kullanılmaya başlandı.
Şahinbey’de de 2026 yılında “Üreticiden Tüketiciye Tarla Fiyatına” projesiyle çiftçiden doğrudan alınan sebze ve meyveler vatandaşlarla buluşturuluyor. 
Bunlar güzel gelişmeler.
Ama benim derdim sadece pazar yeri yapmak değil.
Benim derdim:
Pazar kültürünü geliştirmek.

GAZİANTEP PAZARCILIĞI KENDİ KÜLTÜRÜNÜ OLUŞTURMALI
Gaziantep tarih boyunca ticaret şehri olmuş.
İpek ve baharat yollarının önemli güzergâhları üzerinde bulunmuş.
Anadolu ile Mezopotamya arasında köprü olmuş.
Ahilik kültürüyle yoğrulmuş.
Ticaret bizim genetiğimizde var.
Öyleyse neden modern pazarcılıkta da aynı iddiayı ortaya koymayalım?
Neden Gaziantep’in pazarları Türkiye’nin örnek pazarları olmasın?
Neden:
“Gaziantep Pazarı”
dendiğinde akla;
temizlik,kalite,güler yüz,dürüst fiyat,güzel sunum,
iyi ürün,iyi esnaf gelmesin?

BİR “GAZİANTEP PAZARI” STANDARDI OLUŞTURULAMAZ MI?
Bence oluşturulabilir.
Hatta çok daha ileri gidilebilir.
Belediyeler, pazarcılar odaları, tüketici temsilcileri ve ilgili kurumlar birlikte çalışabilir.
Her pazar için bir kalite standardı getirilebilir.
Tezgâhlar belli bir estetik standarda sahip olabilir.
Ürünler sınıflandırılabilir.
Etiketler standart hale getirilebilir.
Tartılar düzenli kontrol edilebilir.
Hijyen puanı verilebilir.
Müşteri memnuniyeti ölçülebilir.
İyi esnaf ödüllendirilebilir.
Şikâyeti çok olan esnaf eğitime alınabilir.
Pazarların temizlik ve düzen puanları açıklanabilir.
Hatta vatandaşın QR kod üzerinden pazar yeri veya tezgâh hakkında görüş bildirebileceği bir sistem bile kurulabilir.
Böylece denetim yalnızca zabıtanın omzunda kalmaz.
Vatandaş da sistemin parçası olur.

PAZARCIYI KARŞIMIZA DEĞİL, 
YANIMIZA ALMALIYIZ
Burada pazarcı esnafına da bir çift sözüm var.
Siz sadece mal satmıyorsunuz.
Şehrin insanıyla doğrudan temas ediyorsunuz.
Her gün yüzlerce insan sizin tezgâhınızın önünden geçiyor.
Sizi görüyor.
Sizinle konuşuyor.
Sizin davranışınızı hatırlıyor.
Ürününüz kadar siz de satıyorsunuz.
Bir müşteriye:
“Abla, bu domates bugün geldi.”
demek başka,
“Alacaksan al.”
demek başka.
Bir müşteriye:
“Abi bu karpuz ağır, istersen bir tane açıp göstereyim.”
demek başka,
“İyi mal, al.”
demek başka.
Aradaki fark sadece üslup değildir.
Aradaki fark ticarettir.

PAZARIN GERÇEK SERMAYESİ: GÜVEN
Bir pazarcının en büyük sermayesi tezgâhı değildir.
Halden aldığı mal da değildir.
Kamyoneti de değildir.
Hatta parası bile değildir.
Müşterisinin güvenidir.
Bir müşteri sizden aldığı domatesten memnun kalırsa ertesi hafta yine gelir.
Sonra eşini getirir.
Sonra komşusuna söyler.
Bir süre sonra o müşteri sizin reklamınız olur.
İşte esnaflık budur.
SON SÖZÜM BELEDİYELERE
Pazar yerlerini sadece birer “tezgâh tahsis alanı” olarak görmeyin.
Oralar şehrin canlı ekonomik merkezleridir.
Pazarcıya sadece kira tahsil edilen kişi gibi bakmayın.
O da bu şehrin ekonomisinin bir parçasıdır.
Vatandaşa da sadece alışveriş yapan kişi gibi bakmayın.
O sizin hizmetinizin nihai denetçisidir.
Pazarcıya eğitim verin.
Tüketiciye bilgi verin.
Zabıtanın denetim kapasitesini güçlendirin.
Pazar yerlerini modernleştirin.
Temizliği artırın.
Etiket standardını geliştirin.
Elektronik tartıların etkin kullanımını sağlayın.
Şikâyet mekanizmasını kolaylaştırın.
Ve en önemlisi:
İyi esnafı görünür ve değerli hale getirin.
Çünkü iyi esnafın ödüllendirildiği yerde kötü esnaf da zamanla kendisini düzeltmek zorunda kalır.

VE GAZİANTEP’E BİR ÇAĞRI
Gaziantep ticaret şehridir.
Sanayi şehridir.
Üretim şehridir.
İhracat şehridir.
Ama aynı zamanda büyük bir tüketici şehridir.
Bu nedenle pazarlarımız da bu şehrin ekonomik kimliğine yakışmalıdır.
Artık:
“Nasıl olsa müşteri geliyor.”
mantığından,
“Müşteri neden tekrar gelsin?”
mantığına geçmeliyiz.
Artık:
“Tezgâhı kurduk, işimiz bitti.”
demek yerine,
“Tezgâhı nasıl daha iyi hale getiririz?”
diye düşünmeliyiz.
Artık:
“Zabıta ne der?”
korkusundan,
“Müşteri ne der?”
sorumluluğuna geçmeliyiz.
Çünkü gerçek denetim sadece zabıtanın tuttuğu tutanak değildir.
Asıl denetim, müşterinin bir daha o tezgâha gelip gelmemesidir.
BEN BU YAZIYI NEDEN YAZDIM?

Şimdi yazının başından beri anlattıklarımı toparlayalım.
Pazarcı para kazanıyor mu?
Evet, kazanabilir.
Çok kazanabilir mi?
Evet, doğru ürün, doğru yer, doğru maliyet ve doğru satış tekniğiyle kazanabilir.
Ama kolay mı?
Hayır.
Pazarcılık alın teri ister.
Sabır ister.
Ticaret zekâsı ister.
Müşteri ilişkisi ister.
Ürün bilgisi ister.
Ve en önemlisi esnaflık ister.
Benim asıl meselem de burada.
Gaziantep’te pazarcılık var.
Hem de çok güçlü bir ticari potansiyeli var.
Ama bunu daha çağdaş, daha temiz, daha düzenli, daha müşteri odaklı ve daha profesyonel hale getirebiliriz.
Hem pazarcı kazanır.
Hem tüketici kazanır.
Hem belediye kazanır.
Hem şehir kazanır.

Kısacası:
Alan da kazanır, satan da.
Ama bunun için artık biraz daha özen göstermemiz gerekiyor.
Çünkü pazar dediğimiz şey sadece domatesin, biberin, patatesin satıldığı yer değildir.
Pazar, şehrin aynasıdır.

Ve ben Gaziantep’in aynasında çok daha güzel bir görüntü görmek istiyorum.
Sağlıcakla kalın dostlar

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
Özhanlar Mobilya