Ahşap, tarih öncesinden beri yapı ve eşya üretiminde kullanılan en eski doğal malzemedir. Marangozluk, antik Mısır ve Mezopotamya’da temelleri atılan, ahşabın oyulup işlenmesiyle gelişen bir sanattır. Mobilyacılık ise işlevsel ve sanatsal tasarımlarla (Roma, Rönesans) günümüze ulaşmış, lamine teknolojileriyle modern ve dayanıklı bir hal almıştır.
Ahşap, Marangozluk ve Mobilyacılık Tarihçesi
Tarih Öncesi ve İlk Çağlar: İnsanoğlunun barınak, alet ve basit mobilya ihtiyaçları için ahşabı şekillendirmesiyle başlamıştır. Mısır ve Mezopotamya’da kereste üretimi ve ağaç işçiliği teknikleri gelişmiş, mezar eşyaları ve ilk oturma grupları yapılmıştır.
Antik Dönem (Yunan ve Roma): Ahşap işçiliği estetikle birleşmiş, Etrüsk ve Roma dönemlerinde gelişmiş yataklar, şezlonglar ve masalar üretilmiştir.
Orta Çağ ve Rönesans: Orta Çağ’da daha işlevsel ve basit mobilyalar öne çıkarken, Rönesans ile birlikte İtalya ve Fransa’da ceviz, meşe gibi değerli ağaçlardan yapılan lüks, sanatsal ve oyma bezemeli mobilyalar popüler olmuştur.
Osmanlı Dönemi ve Geleneksel Sanat: Osmanlı’da ahşap ustalarına “neccar” denilirdi. Rahleler, Kur’an mahfazaları, sandıklar ve mimari öğeler (tavan, kapı) üstün bir oymacılık ve kakmacılık tekniğiyle işlenmiştir.
19. Yüzyıl ve Modern Dönem: Batı tarzı mobilya üretimi için atölyeler kurulmuş, 19. yüzyılda Tamirhane-i Hümayun gibi merkezlerde sanayi tipi üretime geçilmiştir.
Günümüz: Ahşap, lamine teknolojileri, masif, MDF ve kontrplak gibi çeşitlerle; depreme dayanıklı yapı malzemesi ve modern mobilya üretiminde sürdürülebilir bir kaynak olarak kullanılmaktadır.
ÖZETLE TÜRKİYE’DE MOBİLYA TARİHİ
18.yy’da hem dünya hem de Osmanlı İmparatorluğu ani bir değişim sürecine girdi. Sanayi devrimi, art arda yapılan dünya fuarları sayesinde etkileşimin ve yeniliklerin yayılma hızının artması, sefarethanelerin ve Pera’nın etkisiyle İstanbul’a her türlü yeniliğin ve akımın hızla ulaşması; birçok alanda olduğu gibi mobilya alanında da batıdan gelen mobilyaların günlük hayata dahil olmasını sağladı.
Diğer yandan Türk Evi’ni tanımlayan eşyalar halı-sedir-sandık iken; batıdan gelen sandalye, yemek masası, vitrin dolabı gibi eşyalar kendilerine yer aramaya başladı. Ayrıca yeni yapılan yapılar da batılı tarzda inşa ediliyor, batılı mobilyalarla dekore ediliyorlardı. Önce ithal edilen bu eşyaların zaman içinde kabul görüp bunlara talebin artması ise yerli üretim ihtiyacını doğurdu.
1914' de 1. Dünya Savaşı başlar
Savaş sebebiyle devlet fabrikaların makinalarına el koyar. Bu birçok işletmenin sonu olur.
Sanayi-i Nefise Mektebi’nde “Tezyinat Bölümü” kurulur.
Sanayii Dergisi yayına başlar.
12-18 yaş aralığında 10.000 kadar genç teknik eğitim için, 3-4 yıllığına Almanya’ya yollanır.
Hacı Ahmet Efendi Marangoz Fabrikası kurulur.
1915 Avusturya-Osmanlı Mefruşat Fabrikası kurulur.
1923 1. İzmir İktisat Kongresi’nde Mobilya Sergisi açılır.
1924 Sanayi-i Nefise Mektebi’nde “Dahili Tezyinat Bölümü” kurulur. Sonradan da “Garp Tezyinatı” ve “Şark Tezyinatı” diye ikiye ayrılır.
1925 Paris Dekoratif Sanatlar Sergisi
1929 İstanbul’da ilk “Yerli Malları Sergisi”
1929 GSA’da “Dahili Mimari Atölyesi” kuruluyor. Başında Prof Phillip Ginther geçiyor.
1930 Zeki Kocamemi, Ginther’in asistanı oluyor.
1933 Balkan Konferansı İstanbul’da toplanacak fakat konferansa gelenleri oturtacak mobilya bulunamıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Tefriş Yarışması açılıyor. Nazımi Yaver Yenal kazanıyor. Mobilyalar İstanbul’da imal ediliyor.
1936 Hayati Görkey, GSA’da Dahili Mimari Atölyesi’nde hoca oluyor
1937 Paris Sergisi
1939 GSA Dahili Tezyinat Şube Başkanı, Marie Louis Süe oluyor. 1942’ye kadar devam ediyor.
New York Sergisi. Sedat Hakkı Eldem Türkiye Pavyonu’nu tasarlıyor.
Viyana Sergisi
1948 Türkiye’de uzun yıllar modern mobilya tasarımının öncülerinden olacak olan Moderno Mobilya Şirketi’ni, Fazıl Aysu ve Baki Aktar ortak olarak kuruyorlar. Şirket 1966’a kapanıyor.
Akademi yangını sonrası Zeki Karamemi, Akademiyi yeniden tefriş ediyor.
Bu yıllarda, Ercüment Tarcan, sinema salonları ve yat tasarımları konusunda uzmanlaşıyor.
1950 Yerli üretim mobilyaya talebin çok arttığı ama üretimin bu talebi karşılayamadığı bir döneme giriliyor.
Hayati Görkey, Garanti Bankası, İpek Palas gibi projeleri mobilyaları ile birlikte kendi tasarlayıp, üretip teslim ediyor.
1952 Moderno firması, vitrinine her hafta yeni bir takım koyuyor. Aslen iç mimar olan ve daha sonra “Evet/Hayır” yarışmasıyla sunucu olarak ünlenen Erkan Yolaç bu yıllarda Moderno’da çalışıyor.
1953 Akademili genç heykeltraşlar İlhan Koman, Hadi Bara, Şadi Çalık ve Sadi Öziş, Akademi’de Metal Heykel atölyesi kuruyorlar. Fakat metal heykelin gelir getirmemesi üzerine, ticari getirisi daha yüksek olan metal mobilyalar yapılmaya başlanıyor. Bu sayede Türkiye’de ilk kez metal mobilyalar tasarlanıp üretilmiş oluyor. Hem dönemin ünlü mobilya firması Moderno, hem de Sedat Hakkı Eldem bu atölyeye yüklü siparişler veriyorlar.
1958 Brüksel Sergisi’nde bu ekibin çalışmaları uluslararası ilgi görüyor. Hatta ünlü mobilya firması Knoll, Sadi Öziş ve Hadi Bara’yı Paris’e davet ediyor. Birçok modelin isim haklarını almak üzere görüşmeler yapılıyor fakat iş patent süreçlerine ve masraflarına takılıyor.
1955 Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Marmara Üniversitesi’ne bağlanıyor.
1960 TBMM’nin tefrişinde Hayati Görkey rol alıyor.
1966 Türkiye’de seri üretim modern mobilyanın öncüsü Moderno Mobilya Firması kapanıyor.
1972 Akademide “Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu” kuruldu. Bu Türkiye’deki ilk Endüstriyel Tasarım bölümü oluyor.
Ahşap; sıcak, doğal, sağlıklı ve depreme dayanıklı bir yapı malzemesi olma özellikleriyle tarihi boyunca en kıymetli sanayi ve sanat malzemelerinden biri olmayı sürdürmüştür.
Uzmanlık Alanına Göre Mobilyacı Çeşitleri:
Ev Mobilyacıları: Yatak odası, yemek odası, oturma grubu, koltuk ve çocuk odası gibi ev içi mobilyalar üretip satanlar.
Ofis/Büro Mobilyacıları: Çalışma masaları, ofis koltukları, toplantı masaları ve depolama çözümleri (dosya dolapları) üzerine uzmanlaşanlar.
Bahçe/Dış Mekan Mobilyacıları: Rattan, metal veya ahşap malzemeden bahçe, balkon ve teras mobilyası üretenler.
Modüler/Demonte Mobilyacılar: IKEA gibi, parçalar halinde satılan ve kullanıcının monte ettiği mobilya mağazaları.
Klasik/Avangart Mobilyacılar: El işçiliği ağırlıklı, oyma detaylı ve ağır tarza sahip mobilyalar üretenler.
Modern/Minimalist Mobilyacılar: Fonksiyonelliği ve sade çizgileri ön plana çıkaran, genellikle Lazzoni veya Doğtaş gibi markalarca sunulan tarz.
Butik ve Özel Tasarım Mobilyacılar: Kişiye veya mekana özel, kişiselleştirilmiş tasarımlar üreten atölyeler.
Antika Mobilyacılar: Eski ve tarihi değeri olan mobilyaların restorasyonunu ve satışını yapanlar.
Banyo/Mutfak Mobilyacıları: Ankastre mutfak dolapları ve banyo dolapları gibi sabit mobilyalara odaklananlar.
⸻
Gaziantep’te Ahşabın Hafızası: Marangozluğun Sessiz Tarihi
Gaziantep’in tarihine bakıldığında; taşın, bakırın ve baharatın gölgesinde kalan bir başka güçlü damar daha vardır: ahşap ve marangozluk geleneği. Yaklaşık 150-200 yıl öncesine gidildiğinde bu şehirde marangozluk yalnızca bir meslek değil, gündelik hayatın ve mimarinin ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkar.
Özellikle Bey Mahallesi ve çevresindeki geleneksel Antep evleri incelendiğinde ahşabın kullanım biçimi, marangozluk sanatının seviyesini açıkça ortaya koyar. Kapılar, pencere kanatları, tavan süslemeleri ve duvara gömülü dolap sistemleri; ustaların yalnızca işlev değil estetik kaygı da taşıdığını gösterir.
Bu dönemde marangozluk bugünkü anlamda “mobilya üretimi” olarak algılanmazdı. Evlerde masa, sandalye gibi taşınabilir eşyalardan ziyade sabit sedirler, yüklükler ve sandıklar ön plandaydı. Marangoz, aynı zamanda evin mimari kimliğini tamamlayan bir zanaatkârdı.
Osmanlı şehir yapısının önemli bir parçası olan lonca sistemi içerisinde marangozlar da örgütlü bir yapıdaydı. Üretim ve ticaretin kalbi sayılan hanlar ve çarşılar, bu zanaatın gelişiminde belirleyici rol oynadı. Yemiş Hanı gibi ticaret merkezleri yalnızca alışveriş yapılan yerler değil, aynı zamanda üretimin de gerçekleştiği mekânlardı. Marangozlar burada hem üretir hem satar hem de çırak yetiştirirdi.
Ne var ki bu zanaatın en dikkat çekici yönlerinden biri, ustaların isimlerinin tarih sahnesinde çok az yer bulmuş olmasıdır. Bunun temel sebebi, bireysel ustalıktan çok “usta-çırak silsilesi”nin ön planda olmasıdır. Bilgi yazıyla değil, el emeğiyle ve göz terbiyesiyle aktarılırdı. Bu nedenle Gaziantep marangozluğunun tarihi, isimlerden çok eserler üzerinden okunur.
19. yüzyıla gelindiğinde ise önemli bir kırılma yaşanır. Osmanlı’da Batılılaşma hareketlerinin etkisiyle birlikte klasik marangozluk anlayışı değişmeye başlar. Bu dönüşümde II. Abdülhamid gibi ahşap sanatına özel ilgi duyan devlet adamlarının da etkisi vardır. Artık sabit yapı elemanlarının yanında masa, sandalye, vitrin gibi bağımsız mobilyalar da hayatımıza girmeye başlar. Bu süreç, marangozluğun yavaş yavaş mobilyacılığa evrilmesinin başlangıcıdır.
Gaziantep özelinde ise bu dönüşüm, şehrin ticari yapısıyla birleşerek kendine özgü bir karakter kazanmıştır. Burada üretilen ahşap işler gösterişten uzak, dayanıklı ve işlevseldir. Taş mimari ile uyum içinde kullanılan ahşap hem estetik hem de pratik bir çözüm sunar.
Bugün Gaziantep sokaklarında gezerken bu mirasın izlerini hâlâ görmek mümkündür. Gaziantep Kalesi çevresindeki eski çarşı dokusu geçmişin üretim kültürünü hissettirmeye devam eder. Modern sanayi sitelerinde üretim biçimi değişmiş olsa da usta-çırak geleneğinin izleri tamamen kaybolmuş değildir.
Sonuç olarak Gaziantep’te marangozluk sadece bir meslek değil; bir şehrin hafızası, yaşam biçimi ve estetik anlayışının yansımasıdır. İsimleri unutulmuş ustaların ellerinde şekillenen bu gelenek, bugün hâlâ kapı aralarında, eski bir tavan süslemesinde ya da yıllara direnen bir sandıkta yaşamaya devam etmektedir.
⸻
Gelelim Gaziantep’teki marangoz, ahşapçılar, ahşap ürünleri, mobilya üretimine ve bu sektördeki esnafa ve paydaşlara.
İnsanın var olduğu günden beri bu coğrafyada yaşayan insanlarda yaşamlarının idamesinde kullandıkları ahşap ürünler olmuş ve bu işleri yapan ustalar tarihsel süreçten geçerek dönüşerek günümüze teknolojik yeniliklerle gelmişlerdir.
Hatırlarsanız yazımın içerisinde marangozluktan yan kollarına kadar kategorik izahta bulunmuştum. Üç farklı oda çatısı altında toplandıklarını, bunun yanında şirketleşerek büyüyenlerin fabrikasyonlaşmakta; ticaret odası ve sanayi odasına üyelik şeklinde örgütlendiklerini görmekteyiz.
Her ne kadar GESOB’a bağlı Marangozlar Odası, Ahşap İşleri Odası ve Mobilyacılar Odası olarak üç farklı oda yapısı olsa da; bunların esnaf ve şirket sayıları hakkında web sayfalarında bir bilgiye ulaşma imkânı bulunmamaktadır. Aynı şey ticaret odası ve sanayi odasında da eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ancak yüzlerce marangoz, ahşap ürünleri üreticisi; atölye, fabrika tarzı ve diğer mobilya kategorisinde küçük ve orta ölçekli üreticiler mevcuttur. Bu işletmeler yalnızca Gaziantep ve ilçeleri ekseninde değil, çevre illere; hatta ülke sathında ve dünya ülkelerine ihracat yapma konusunda çaba göstermektedir.
Şimdi birisi çıkıp “O zaman neden Türkiye sıralamasında geridesiniz, adınız sanınız duyulmuyor?” diyecektir. Haklıdır da… Münferit başarı sağlayanlar grafiği yükseltmiyor çünkü. Haklısınız; bu soruyu sormakta… Bunun birçok sebebi var tabii ki.
Marangozlar, ahşap üreticileri ve mobilyacılar; matematik, fizik, kimya, cebir, aritmetiği iyi bilmek zorundalar. Onun için de zeki olmak zorundalar. Zeki oldukları içinse özgüvenleri; enaniyetli, seciatlı ve kimi zaman kibirli olabilir. Bu özellikleri kimi zaman kendileri için avantaj, çoğu zaman dezavantaja dönüşebilmektedir.
Bütün bunların yanında ölçümleme, aerodinamik, denge ve daha birçok spesifik mesleki püf noktaları; malzemeyi etkin ve fireyi minimize etme aritmetiği yetenekleri arasındadır. Bunları yöneticilik, finans, işletme ve insan kaynağı ile analiz ederek bütünsel bir hale getirenler başarılı olur, zirveye doğru çıkar. Birkaçı eksik olursa tökezlerler; rutinde devam ederler veya yağları ile kavrulurlar.
Bir de sektörde birbirlerini beğenmeme kibri vardır ki; onun için bir araya gelerek büyüme ve şirketleşmeyi yapmazlar. Yapmak isteyenler ve aile şirketleri ise bata çıka bir grafikle devam etmektedirler.
Eski bir deyiş vardır balıkçılar için; balık dermiş ki “Beni tutan iflah olmasın, yiyenin karnı doymasın” misali… Teşbihte hata olmaz. Sanki sihirli bir el ve güç bu sektör çalışanlarının kazançlarına da böyle bir ah etmişçesine, kazanımlarının çok bereketini görmemektedirler.
İyileri tenzihle bazıları ise işi alır, paranın yarısını da alır; termin, montaj tarihinde sözünde durmaz ve sektörde “sözünde durmaz” imajı oluştururlar. Sayacak, yazacak o kadar hikâye ve örnek var ki… Kitap olur inanın.
Gaziantep’imiz tekstil, makine, gıda, ambalaj, ayakkabı, tarım, hayvancılık ve daha sayamadığımız birçok alanda geçmişten günümüze ve yarınlarımızda üretim şehridir.
Ama ne hikmetse bu sektörde 50 yıldır oda başkanlığı yapan sektör üyeleri; marangoz, ahşap ürünleri ve mobilya sanayi ve paydaşları konusunda kooperatifleşme, şirketleşme gibi bir çabaya gerek görmemişlerdir. 1970’li yıllarda küçük sanayi sitesi oluşumunda 2-3 adayı marangozlar ve mobilyacılara tahsisle; mahalle aralarındaki varoşlarda atıl tutulan dükkânlarda ucuz kiraya tutarak iş yapmışlardır.
Yıllar yıllar sonra, şimdilerde duyuyoruz: Oğuzeli Körkün bölgesinde Mobilyakent projesini… Buna ek olarak 650 dairelik Mobilyacılar Konut Yapı Kooperatifi çabalarını takdirle takip ediyoruz. Halbuki istense daha efektif, prestijli, büyük projeler yapılır.
İnegöl’e, İzmir’e, Ankara sitelere, Kayseri’ye, Hatay’a kafa tutacak müteşebbis ve üretici yatırımlarını yapacak güçte olduklarını biliyoruz. Ama inanın geç kalınmış değil.
İnşallah bu yazımızı okuyan sektör temsilcileri, paydaşları ve iştirakler ile bir üst akıl çıkar… Neden olmasın?
Vira bismillah demesi gerekir. O zaman bizler de “Rast getirsin!” deriz.
Kim tutar sizi… değil mi?
Ha ne dersin Gazişehir!

Serhan Akınal 3 ay önce