Gaziantep yine bir “ahlak operasyonuna” sahne oluyor.
Ama ne hikmetse bu operasyonların hedefinde hiçbir zaman gerçek kötülük olmuyor.
Çünkü bu şehirde çocuk istismarı haberleri çıkarken ortalık bu kadar ayağa kalkmadı.
Kadınlar öldürülürken bu kadar organize olunmadı.
Uyuşturucu batağına sürüklenen gençler için konvoy yapılmadı.
Yetim hakkı yiyenler için megafonlar açılmadı.
İmar rantıyla servet büyütenler için afiş bastırılmadı.
Ama birkaç genç kızın sahneye çıkacağı konser olunca…
Bir anda “toplum hassasiyeti” patlıyor.
Güçlünün karşısında suspus…
Garibanın, gencin, sanatın karşısında aslan kesilen bir anlayış…
Çünkü mesele ahlak değil.
Mesele kontrol etmek.
Mesele insanların nasıl düşüneceğine, nasıl yaşayacağına, ne dinleyeceğine karar verme hırsı.
Asıl acı olan ise şu:
Bu şehirde yıllardır gerçek kötülüklere sessiz kalanların, şimdi “toplum değerleri” dersi vermeye kalkması.
Kusura bakmayın ama kimse buna inanmıyor artık.
Çünkü samimiyet olsaydı;
önce çocukların güvenliği konuşulurdu.
Önce kadınların korkmadan yaşayabilmesi konuşulurdu.
Önce kul hakkı konuşulurdu.
Önce yolsuzluk konuşulurdu.
Önce insanların ekmeğini çalan düzen konuşulurdu.
Ama onlar için bunlar riskli başlıklar.
Orada güçlü isimler var.
Orada rant var.
Orada çıkar ilişkileri var.
Konser protesto etmek ise kolay.
Genç kızları hedef göstermek kolay.
Sosyal medyada bağırıp “ahlak bekçisi” rolü oynamak kolay.
Bu yüzden bugün Gaziantep’te insanlar şunu soruyor,
Bu kadar örgütlü tepki neden hep “kolay hedeflere” gösteriliyor?
Gerçekten kötülükle mi mücadele ediyorsunuz…
Yoksa sadece gücünüzün yettiğine mi ses çıkarıyorsunuz?
Çünkü ahlak; sahneye çıkan kadının kıyafetiyle değil,
yetimin hakkını yiyene karşı gösterdiğin tavırla ölçülür.
Ahlak; gençlerin dinlediği müzikte değil,
çocukların susturulduğu düzene karşı durabilmektedir.
Ve en önemlisi…
Bu şehir artık şunu çok net görüyor:
Bazıları kötülüğe değil, özgürlüğe tahammül edemiyor.
