Her yıl aynı sahne…
Mart ayı gelince şehirde tanıdık bir telaş başlar.Salonlar hazırlanır.Paneller düzenlenir.“İlham veren kadınlar”, “ilham alan kadınlar”, “başarı hikâyesi yazan kadınlar”, “rol model kadınlar” başlıklı etkinlikler ardı ardına yapılır.
Dernekler program hazırlar.Kurumlar plaket verir.Protokol konuşmaları yapılır.Bir yanda iftar sofraları kurulur, bir yanda kadın buluşmaları düzenlenir.Masalar dolu, kameralar hazırdır.
Sonra sosyal medya…Kırmızı karanfiller…Gülümseyen fotoğraflar…“Kadınlar baş tacımızdır” cümleleri…
Bu şehrin asıl kadın hikâyeleri fabrikalarda, atölyelerde, mutfaklarda yazılıyor.Bir tekstil kentinde yaşıyoruz.Ama o fabrikalarda çalışan kadınların kaçının adı bir “ilham veren kadın” listesine yazılıyor?Kaçının hikâyesi gerçekten anlatılıyor?
Onlar hangi salonda?Onlar hangi davetli listesinde?Onlar hangi “ilham veren, ilham alan kadınlar” panosunda?
Çünkü Gaziantep’te 8 Mart artık bir farkındalık günü değil, bir vitrin günü haline geldi.Ama o kadınların fotoğrafları genelde paylaşılmaz.Çünkü onlar vitrin değil, gerçektir.
Bu şehirde emekçi kadınlar nerede?Sabahın köründe servis bekleyen kadınlar nerede?Tekstil atölyelerinde saatlerce çalışan kadınlar nerede?Ev temizliğine gidip akşam evinde ikinci mesaisine başlayan kadınlar nerede?
Onlar bu fotoğrafların neresinde?İşte ilham tam orada.
8 Mart’ta sahneye çıkan kadınların çoğu güçlü, başarılı ve görünür kadınlar. Buna itiraz yok.Ama mesele sadece onları alkışlamaksa, o zaman bu şehirdeki binlerce görünmeyen kadına haksızlık yapıyoruz.
Ama işin özüne bakarsanız, sahne artık “başkanlarla, şehir ileri gelenleriyle fotoğraf çektirme yarışına” dönüyor.Kim hangi protokolün yanında duracak?Kim hangi belediye başkanının koluna girecek?Kim hangi kurumun yöneticisiyle selfie yapacak?
Belki de bu yüzden 8 Mart’ta en çok duyduğumuz şey, kadınların sesi değil, alkışların sesi oluyor.Eğer bu sorulara gönül rahatlığıyla “evet” diyemiyorsak, 8 Mart fotoğrafları biraz da vicdan muhasebesi olmalı.