Dünya artık sadece ısınmıyor; "hırçınlaşıyor". Bilim insanlarının yıllardır "iklim krizi" diyerek uyardığı o uzak gelecek, bugün Gaziantep’in sokaklarında, İstanbul’un alt geçitlerinde ve Avrupa’nın nehir kıyılarında bizzat karşımızda duruyor.
Küresel Bir Kaosun AnatomisiGlobal ölçekte baktığımızda, atmosfer artık dev bir enerji deposuna dönüşmüş durumda. Okyanuslar ısınıyor, buzullar eriyor ve bu devasa enerji, gökyüzünden yeryüzüne "normal" yağışlar olarak değil, adeta birer patlama gibi iniyor. Geçtiğimiz yıllarda ve geçen Mart ayında Dubai’de yaşanan sel felaketleri neyse, bugün Mayıs ayında gördüğümüz bu şiddetli dolu ve sağanak aynı zincirin halkaları. *Doğa, dengesini bulmaya çalışırken imdat çığlıkları atıyor adeta.*
Türkiye: Ara Mevsimlerin VedasıTürkiye, iklim kuşağı olarak artık "tropikleşme" emaresi gösteren bir Akdeniz ülkesi haline geldi. Eskiden haftalar süren ve toprağı nazikçe besleyen *o bereketli bahar yağmurları (kırkikindiler), yerini 15 dakikada şehri felç eden afetlere bıraktı.* Mayıs ayı, artık çiçeklerin açtığı bir bahar müjdecisi değil, ani sıcaklık farklarının yarattığı dev dolu tanelerinin yılımızı tehdit ettiği bir risk ayına dönüştü.
Ve Gaziantep: Taşın ve Toprağın Sınavı
Gaziantep için durum daha da katmanlı.Gaziantep, coğrafi ve tarihi olarak Anadolu ile Mezopotamya'nın kesişim noktasında, *"Bereketli Hilal"* adı verilen bölgenin sınırında yer alır.Gaziantep’in o kendine has sıcağına alışkın olanlar bilir; Mayıs kapıyı çaldığında güneş artık "buradayım" derdi. Ancak son birkaç gündür gökyüzü, bildiğimiz o tanıdık baharı değil, adeta bir doğa hesaplaşmasını yaşatıyor. Şiddetli dolu ve ardından gelen sel, sadece yolları değil, zihnimizdeki "güvenli mevsim" algısını da yıkıp geçiyor. Bir yandan Mezopotamya’nın o kavurucu kuraklık riskiyle boğuşurken, diğer yandan betonlaşan şehir dokusunda suyun gidecek yer bulamaması bizi bu sel felaketlerine karşı daha savunmasız kılıyor. Antep’in bereketli toprakları suyu içmek isterken, asfaltın üzerinde biriken o hırçın su, hayatı durma noktasına getiriyor. Mayıs ayında yağan dolu, *sadece araçlarımıza değil, bölgenin tarımına, emeğine ve geleceğine de zarar veriyor.*
Sonuç: Uyarıyı Okumak
Bu yaşadıklarımız bir "doğa olayı" deyip geçilecek bir tesadüf değil; doğanın attığı yüksek sesli bir çığlıktır. İklim krizi artık bir politika meselesi değil, bir hayatta kalma meselesidir. Eğer global karbon ayak izimizi azaltmaz, *Türkiye ölçeğinde su yönetimini ciddiye almaz ve Antep gibi kadim şehirlerimizde doğayla uyumlu bir mimari kurmazsak; Mayıs ayları bize baharı değil, sadece felaketi hatırlatacak.*
Doğa bize var gücüyle bir şeyler anlatıyor. Duyuyor muyuz?