Merve Tanrıöver

Merve Tanrıöver

KORONADAN KURTULUP DEPRESYONDA BOĞULMAK

“ Ayy içim çok sıkılıyor.Hiç bir şey yapmak istemiyorum.Koronadan dolayı eve kapanmak beni öldürecek.Olumsuz gündem,maddi sıkıntıların ve üzücü haberler beni umutsuzluğa sürüklüyor.Hayat anlamsızlaşmaya başladı.Boğuluyorum…”

Boş zamanın iyi değerlendirilememesi, hayata karşı umutsuzluk,uzun süredir yaşanan olumsuzlukların toplumumuz üzerindeki tehlikeli yansımaları.Sizde dahil etrafınızda böyle düşünmeyen kaç kişi vardır?Acun’un saçmalıklarından yeni dönem bol kavgalı gürültülü Survivoru bile insanların ruh halini kurtarmaya yetmiyor.Nefes alan ölü ruhlar gibi dolanıyoruz.

Sahi neydi mutluluk?

Belirli olaylar meydana geldiği sırada insanlar üzerinde olumlu ve olumsuz yönde dramatik değişiklikler yapmakta, ancak bir süre sonra bireyler kendi doyum düzeyi çizgilerine dönmektedir. Aşık olmak, evlenmek, piyangodan büyük ikramiye çıkması gibi olaylar bu çizgiyi yukarı doğru taşımakta; terk edilmek, boşanmak, işten çıkartılmak ise aşağı çekmektedir. Ancak hayat doyum puanı yüksek kişiler, ağır bir trafik kazasında kol ve bacak gibi, çok önemli bir organ kaybetmeleri durumunda bile, birkaç ay sonra yeni durumlarına uyum sağlayarak kaza öncesi doyum düzeylerine geri dönmektedirler.

Sanılır ki sadece ekonomik gelişme ve tıbbi buluşların sonucu daha müreffeh bir toplum sağlar. Ancak bunun bireylerin mutlulukları üzerine çok fazla bir etkisi olmamaktadır.

Örneğin, kendilerinden ve hayatlarından memnun olduklarını söyleyenler, büyük bir ihtimalle çevrelerinde yardım sever kişiler olarak tanınmakta ve daha az psikosomatik hastalık belirtisi göstermektedir. Psikologlara göre, insanı motive eden şey mutlu olmak değil, hayatıyla ilgili başarılı sonuçlar alacak davranışlar konusunda istekli olmaktır. Terfi etmek veya başarılı olmak için çalışmak, “gayret ve ödül” arasında böyle bir ilişki kurduğu için kişi kendini mutlu hissetmektedir. Bu sırada kişi işine severek gitmekte ve kendini, hayatı ve işini sevdiğini söylemektedir.

Birkaç kere izlediğim ve etkilendiğim “Yaşamak Güzeldir” filmini tavsiye ederim. Bu filmde tecrit kampındaki bir baba oğlun hikayesi anlatılmakta ve babanın kamp içindeki bütün uygulamaları oğluna bir oyun gibi göstermesi esasına dayanmaktadır.Bu da yaşama direncini arttırır.

İnsanlar olumlu ve olumsuz yeni koşullara hızla uyum sağlamakta, kendi beyinlerinin motivasyonel sistemlerinin uzantısında ortaya çıkan tutumlarına göre bir yorum yapmaktadırlar.

Diğer yandan toplumların mutluluğunun ekonomiye bağlı olmadığını söyleyenler de vardır. Buna göre, üzerinde yaşadığımız gezegenin geleceğinin tehlikededir.Durmadan kıyamet tellallığı yapanları hatırlayalım. Artan refah sonucu, karbon ve diğer zehirli gazlar Dünya için tehdit oluşturmaktadır. Dünya zaten batıyorsa,paranın ne önemi vardır?

Hiç şüphesiz para doğrudan mutluluk getirmez. Ancak yeterli paraya sahip olmak hayatı kolaylaştırır ve hoşlanmadığımız işleri başkalarına yaptırma rahatlığını kazandırır. Bir düşünürün dediği gibi “Bir çek ile çözülebilecek problem, gerçek bir problem değildir” Para hayatı kolaylaştırmak ve standardı yükseltmek için bir araçtır. Mutluluk ise hayat karşısında olumlu tutuma sahip olmakla şekillenen bir algıdır.

 Sahip olmadıklarına ve değiştiremeyeceği olay ve durumlara odaklanan bir kişiye kıyasla; sahip olduklarına ve değiştirebileceği gelecekteki olacaklara odaklanan kişi, mutlu ve kendinden hoşnut bir hayat yaşamak konusunda kesin ve açık bir imkana sahiptir.

GÜNÜN SÖZÜ

İnsan hayatını ne kadar doldurmuşsa,onu kaybetmekten o kadar az korkar.
C.Alain

TEBESSÜM

Sendika başkanı toplu sözleşme pazarlığından omzu dik bir şekilde çıkar. Gururla pazarlık sonucunu anlatmaya başlar:
"Emekçi kardeşlerim, yönetimle sıkı pazarlıklar sonucu tüm şartlarımızı kabul ettirdik. Bundan böyle haftanın 4 günü daha çalışmayacağız..."
Kalabalıktan sevinçli bir çığlık yükselir:
"Yaşasın!!!"
"Artık mesaimiz 17:00'de değil 16:00'da bitecek..."
"Yaşaaa!!!"
"Artık mesaimiz 09:00'da değil 11:00'da başlayacak..."
"Helaaal!!!"
"Maaşlarımız iki katına çıkacak..."
"Var ol!!!"
"Artık yalnızca çarşambaları çalışacağız..."
Bu sözün ardından birden kalabalık suspus olur. Derken... Arka sıralardan bir ses duyulur:
"Her çarşamba mı?!."

Yorum yap

Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi ve hakimiyetgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin