Yusuf Gözüküçük

Yusuf Gözüküçük

BİZİM ECDADIN “ÜÇ HURMA”SI YOKTU

Hep anlatırız geçmişte şöyleydik, geçmişte böyleydik diye. Bu başlıkla birçok hikayelerimiz var. Büyük çoğunluğu da geçmişteki sevgilere dair.
Türk filmlerinde bile fakir ama yüreği sevgi dolu insanlara gıpta ederiz.
O filmlerde en beğendiğimiz, en sevdiğimiz aileler hep ekonomik durumu iyi olmayan ama yürekleri pırıl pırıl kişilerden oluşan kalabalık ve mutlu ailelerdi.

Bizim yaştaki insanlar o ruhla büyüdü. İşte o nedenle vazgeçemediğimiz tek şeydir sevgi. Tek nedeni değildir ama en büyük nedendir.

Ama her ne hikmetse kızdığımızda da sitem ettiğimizde de yine sevgimize yükleniriz. Hem de sevdiğimiz kişinin de bizim gibi yüreği sevgiden beslenen biri olduğunu bildiğimiz halde.
Onu sevdiği şeyden mahrum etmeye çalışırız: Mesela kendimizden, mesela sevgimizden…

Toplumun gelir seviyesi, refah seviyesi en yüksek kişileriz biz. Belki de en kültürlü en bilgili kişileriyiz, bilgeyiz, azimliyiz.

Açlık sınırının altında bile yaşasak en zengin biziz.

Bizim gibi insanlar birine kızsa ya da kavga etse öfkesi en fazla iki gün sürer. Çünkü ruhumuzu, yüreğimizi sevgiden mahrum edip kötürüm hale getiremeyiz. Ruhumuz “soğuk alsa” biz yatalak hasta oluruz.

Çünkü biz zenginiz ve gelir seviyemiz çok yüksek.
Ruhunun tek geliri sevgi olan insanlar toplumun en zengin kişileridir.
Zenginiz çünkü seviyoruz.
Diyorum ki, yüreğe ceza kesilmesin.
Yüreğe kesilen cezaların sevgiyi yok etmek gibi bir anlamı var.
Kimse fakir kalmasın.
Kimse yoklukla sınanmasın.
Biz “sevengiller”deniz.
Kökümüz Turist Ömer’e, Mahmut Hoca’ya, Damat Ferit’e, İnek Şaban’a kadar uzanır yedi göbekten.
Çok severiz, onun için çok zenginiz biz.

Bizim ecdadımızın üç hurması yoktu. O sıralarda ithalat falan da yapılmıyordu.
Yani henüz tam olarak yerli ve milli sayılmazdık.
Bedenleri ise ruhlarından besleniyordu.

Yani cancağızlarım bizim ecdat ithal hurmadan değil, yerli ve milli üç şeyden besleniyordu:
Vatan Sevgisi
İnsan Sevgisi
Millet Sevgisi

Çünkü biliyordu, bunlar olmadan o ay yıldızlı bayrak göklerde dalgalanamayacak…

*
AYAĞA KALKIN VE ALKIŞLAYIN

Şili diktatörü Pinochet, bir gün kılık değiştirip sinemaya gitmiş.
Salonda yerine oturmuş.
Kimse onu tanımamış.
Derken ışıklar sönmüş. Film başlamış.
Filmin bir sahnesinde Pinochet'nin görüntüsü gelmiş perdeye. Sinemadaki bütün seyirciler, ayağa kalkıp alkışlamaya ve Pinochet lehinde tezahürata başlamış.
Pinochet, durumdan gayet memnun yayıldıkça yayılmış. Keyfi yerinde, gururla perdeye bakıyormuş.
Yan tarafındaki adam eğilerek Pinochet'nin kulağına şunları söylemiş:
- Arkadaşım, salon sivil polis dolu. Bu (pezenevk) için kendini astırmaya değmez.
Ayağa kalk ve sen de alkışla...

Yorum yap

Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi ve hakimiyetgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin