Narin Demirci Köşe Yazısı

SAYGISIZLIK YAPMAYIN MİHRİBAN'LA UĞRAŞMAYIN
Narin Demirci Köşe Yazısı

Meşhur türküdür 'Mihriban'.
Merak edilen maşuktur.
Herkesin merak ettiği ama hiç kimsenin bilmediği kişi
Bir gizdir Mihriban
Ve de
Sevdiği adam tarafından sevilmeyen kadınların
Kıskandığı kadındır Mihriban

Mihriban'dır işte o. Her şeyi muammadır. İsminin 'Mihriban' olup olmadığı bile belli olmayan bir kadındır. Çünkü Mihriban'ın şairi Abdurrahim Karakoç'un hemşehrisi yani Kahramanmaraşlı olmamız sebebiyle birçok ortamda Mihriban tartışmalarına denk gelmişizdir. Kimilerine göre gerçekten ismi Mihriban idi. Eğer öyle olmasaydı Karakoç kızının ismini Mihriban koymazdı. Ama kimilerine göre de Mihriban sembol bir isimdi. Çünkü şairi, bizzat Mihriban'ın sembol isim olduğunu söylemişti. Çeşitli yorumlar var elbet bu konularda. Tartışmaya da oldukça müsait bir mesele.

Ancak şu var ki, ben Mihriban'ın kim olduğuyla ve şu anda ne yaptığıyla inanın ilgilenmiyorum. Merak da etmiyorum. Ona dair anlatılan hiçbir hikayeye de inanmıyorum. Mesleğime ters bir durum olduğunun farkındayım. Gazetecilikte merak olmazsa olmazdır ve tabiri caizse mesleğin ilk kuralıdır. Ancak mevzu saygı duyulması gereken özel bir hayat ise durum biraz farklı. Ki bizzat birinci ağızdan yani şairin kendisinden, "Mihriban için ne duymuşsanız yalandır. Çünkü kimseye anlatmadım. Bugüne kadar anlatmadım, daha da anlatmam. Ben onun ismini verirsem, ayıp olmaz mı bu?" cümlelerini duymuşsam durum daha da saygı duyulası hale geliyor. O yüzden Mihriban'ın kim olduğunu ne kadar merak etsem de saygımdan dolayı araştırmak aklımdan bile geçmedi, geçmiyor.

Ama gazeteci olmasa da Mihriban ile uğraşan birtakım 'Meraklı takımı' var maalesef etrafta. Mihriban'ı ortaya çıkarma iddiasında olan, hatta ve hatta Mihriban'ın Gaziantepli olduğu iddiasında bulunan işgüzarlar. Geçtiğimiz günlerde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi çok güzel bir programa imza attı her zamanki gibi. Hayran kalmadım desem yalan olur. Abdurahim Karakoç'u anma gecesi idi bu. Onun aşk ve dava adamlığı yönünü anlatan bir gece. O kadar güzel bir programdı ki, bir Kahramanmaraşlı olarak gurur duydum gerçekten. Şairin hayatı çok iyi araştırılmış ve yüzde 99 doğru bilgilerle bezenmişti. Her şey çok güzeldi. Ta ki programın sonunda bir işgüzar eline mikrofonu alıp sahneye fırlayıp da, Mihriban'ı bulmaya çalıştığını söyleyene kadar. Büyük cesaretti, şairin ve Mihriban'ın deşifre etmek istemediği sırrını utanmadan kendisinin kamuya deşifre etmeye çalıştığını söyleyebilmek. Kutlarım (!) gerçekten. Kendini küçültmeyi her insan beceremez.

Ne çok merak ediyoruz insanların özel hayatlarını.
Sevmişse sevmiş, adam gibi sevmiş. Sevdiğinin ismini sizin gibi işgüzarların ağzına vermemek için yıllarca susmuş. Hatta bir ömür susmuş.
Koç gibi susmuş.
Soyadı gibi sükut etmiş.
Şimdi siz neden konuşacaksınız?
Merak ettim doğrusu.

İnsan şöyle oturur bir düşünür. Şapkasını önüne koyar düşünür. Aklını, vicdanını önüne koyar düşünür. Bu şiiri yazan Abdurrahim Karakoç ile şiiri yazdığı kız zamanında zaten birbirleriyle bir müddet irtibat halinde olmuşlar. Şöyle ki, Mihriban ona mektuplar yazdığında, Karakoç yerel bir gazetenin köşesinde şiirler yazarak Mihriban'a cevaplar vermiş. Kızın evine mektup bile göndermezmiş yanlış anlaşılmasın diye. Sırf kızın ismi dillere düşmesin diye. 'Mihriban' müstear isim de olsa, gerçek isim de olsa, o biliyordu şiirlerdeki bahsedilen kızın kendisi olduğunu. Mihriban bilmiyor muydu bu türküler yakıldığında, ozanlar "Sarı saçlarına deli gönlümü, bağlamışlar çözülmüyor Mihriban" dediğinde yahut "Unutmak kolay mı deme, unutursun Mihriban'ım" diye bağlamasını tellendirdiğinde, türküdeki kişinin kendisi olduğunu? Tabi ki biliyordu. Ama o da susuyordu. Tıpkı sevdiği adam gibi. Tıpkı Abdurrahim Karakoç gibi.

Ama şimdi birileri çıkmış, iki tarafında da özel hayatını deşifre etmeye kalkıyor. Neymiş efendim Abdurrahim Karakoç'un kardeşinden dinlemiş. Aman ne büyük bir olay. Bunu söyleyen kişilere şunu sormak lazım: "Sizin kardeşiniz sizinle alakalı ne kadar şey biliyor?" Ya da "Ne kadar doğru biliyor?" İnsanın içinde yaşadığı, kimseye anlatamadığı ya da anlatmak istemediği duyguları olamaz mı? Şairi, "Mihriban için ne duymuşsanız yalandır. Çünkü kimseye anlatmadım. Bugüne kadar anlatmadım, daha da anlatmam" demiş ötesi var mı? Buna rağmen birileri çıkmış, başka birilerinden duyduklarıyla daha başka birilerinin özel hayatını kamuya mâl etmeye çalışıyor. Ne kadar ayıp ve saygısızca bir şey.

Ey milletin sırrını deşifre etmeye kalkan meraklı adam! Sana sesleniyorum!

Mihriban Gaziantepli olsa ne yazar? Kahramanmaraşlı olsa ne yazar? İstanbullu, Edirneli, Konyalı olsa ne yazar? Şimdi ben merak ediyorum gerçekten. Kamuya mal edip özel olmaktan çıkarınca ve bu sırrı deşifre edince ülkeyi mi kurtarmış olacaksın? Atomu mu parçalamış olacaksın? Yoksa yeni bir gezegen mi keşfetmiş sayacaksın kendini? Söyler misin bana Mihriban'ı deşifre edince ne yapmış olacaksın? Madalya mı takacaklar göğüsüne, insanların özelini deşifre ettin diye?  

Eee ne demeli ki bu durumda?

Sanata saygı başka bir şey
Sanatın ötesinde özel hayata saygı daha başka bir şey
Hele ki insan olmak bambaşka bir şey iken
Abdurrahim Karakoç olmak ve
Koç gibi yaşayabilmek olağanüstü bir şey azizim
Olağanüstü bir şey. 

GÜNDEM
Haber Merkezi
8.11.2018

Yorum yap

Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi ve hakimiyetgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin